Mürekkephane

Yazı Üzerine

Yazmaya Nereden Başlamalı: Boş Sayfayla İlk Karşılaşma

8 Ağustos 2026 · 6 dk okuma

Boş sayfa, yazmak isteyen herkesin ilk ve en sadık düşmanıdır. Ekranın karşısına oturursunuz, imleç yanıp söner ve aklınızdaki o parlak fikir birden buharlaşır.

İyi haber şu: bu herkesin başına gelir. Kötü haber ise şu: beklemekle geçmez.

Mükemmel ilk cümle diye bir şey yok

İlk cümleyi 'bulmaya' çalışmak, yazmaya başlamamanın en kibar yoludur. İlk cümle yazılmaz; yazılan cümlelerin arasından sonradan seçilir. Bu yüzden usta yazarların çoğu aynı tavsiyeyi verir: kötü yazmaya izin ver.

İlk taslakların tek görevi var olmaktır. İyi olmak, ikinci taslağın işidir.

Küçük başlayın, düzenli sürdürün

Roman yazmaya karar vermek yerine on beş dakika yazmaya karar verin. Günde on beş dakika, ayda yedi buçuk saat eder; bu, çoğu insanın hayatı boyunca yazdığından fazladır.

Defter tutun. Otobüste duyduğunuz yarım cümleyi, komşunun garip jestini, size utanç veren bir anıyı not edin. Yazı, hayatın not alınmış hâlinden doğar.

Okumadan yazılmaz

Yazmak isteyip okumayan biri, yüzme öğrenmek isteyip suya girmeyen birine benzer. Ama 'yazar gibi' okumayı öğrenmek gerekir: bir sahne sizi etkilediyse durun ve sorun — bunu bana ne yaptı? Hangi cümle, hangi ayrıntı?

Bu soruyu sormaya başladığınız gün, okur olmaktan çıkıp çırak olursunuz. Atölye dediğimiz şey de tam olarak budur: bu çıraklığı yalnız yürümemek.

okumak güzel, yazmak daha güzel —

Bu konuları atölyede birlikte çalışalım.

Atölyeleri gör