Mürekkephane

hikâyemiz —

Mürekkebin evi: Mürekkephane

Adımızı eski zanaat loncalarından alıyoruz: nasıl demirin işlendiği yere demirhane deniyorsa, mürekkebin işlendiği yere de mürekkephane denmeli diye düşündük. Çünkü yazıya zanaat gibi bakıyoruz — öğrenilir, çalışılır, ustadan çırağa geçer.

Kalem yazmaktır, mürekkep basılmaktır. İkisini bir arada tutmamızın sebebi de bu: burada hem yazmayı öğreten atölyeler var, hem de yazdığınızı kitaba dönüştüren bir yayınevi. Yazarı en çok yoran şey, dosyası bittikten sonra tek başına kalmasıdır.

Kalabalık video derslerine, “7 adımda yazar olun” vaatlerine inanmıyoruz. İnandığımız şey basit: küçük bir masa, o masada birbirinin metnini gerçekten okuyan 6–12 kişi ve yolu daha önce yürümüş bir yürütücü.

Atölyelerimizin tamamı canlı ve çevrimiçidir; Türkiye’nin ve dünyanın her yerinden katılabilirsiniz. Her katılımcının metni grupta konuşulur ve yürütücüden yazılı değerlendirme alır. Kimse masada seyirci kalmaz.

İlkelerimiz

Küçük masa

Gruplar 6–12 kişiyle sınırlıdır. Herkesin metni okunur, herkes söz alır.

Metin merkezde

Teori konuşulur ama karar metinde verilir. Her hafta yazılır, her yazılan konuşulur.

Dürüst eleştiri, nazik dil

Metne sert, yazara nazik. Eleştiri kişiye değil, sayfadaki cümleye yapılır.

Devamlılık

Atölye biter, masa dağılmaz: mezun gruplar yazmaya birlikte devam eder.

Masadaki yeriniz sizi bekliyor

Atölyeye katılmak, kitabınızı yayımlatmak ya da sadece bir metninizi okutmak — hangisi olursa olsun ilk adım aynı: bize yazın, biz sizi arayalım.